
Şehre varır varmaz ilk izlenim şu oluyor: şaşırtıcı bir şey yok, özel evlerle dolu sıradan bir kasaba, eski Sovyet yapıları ve kiliseler var. Kasabanın nüfusu küçük, yaklaşık 6 bin kişi olmasına rağmen burada tam üç tane kilise bulunuyor. Bunlardan biri ise gerçekten eski inanışlara göre hizmet veriyor: içine çıplak vücut kısımlarıyla girmek ve fotoğraf çekmek yasak. Yerel tatil tesislerinin çoğu Tuna Nehri’ne yakın yerleştirilmiş olup, aslında Ukrayna’daki diğer turistik deniz yerlerinden pek bir farkları yok. Misafirlere genellikle 2-3 kişilik küçük odaları olan iki katlı evler sunuluyor.
Buradaki mutfak genellikle balık yemeklerinden oluşuyor; özellikle yerel balık çorbası dikkat çekiyor. Çorba oldukça özgün bir şekilde sunuluyor: çorbanın kendisi özel bir kasede servis edilirken, yanında çorbanın yapıldığı balık ve ona eşlik eden özel bir sarımsak sosu ayrı olarak sunuluyor. Ayrıca, Vylkove mutfağının bir başka özelliği ise sipariş üzerine özel olarak hazırlanan kızartılmış kurbağa bacaklarıdır. Tad olarak, beyaz tavuk eti veya tavşan etini andırıyor. Yalnızca burada yetişen üzümlerden yapılan yerel özel şarap “Novak” ise oldukça hoş bir lezzete sahip olup, Isabella ve Lidia üzüm çeşitlerinin arasında bir tada benziyor.
En ilginç ve büyüleyici olan ise, güçlü Tuna’nın görünmeye başladığı yerdir. Burada şehrin ilk “sıradan bir ilçe merkezi” izlenimi silinir ve gerçek Vylkove, yani “Ukrayna’nın Venedik’i,” büyük ve küçük kanallarla dolu haliyle ortaya çıkar. Şehir oldukça kontrastlı bir yapıya sahiptir. Şartlı olarak birkaç bölüme ayrılmış ve hem kara hem su üzerinde birkaç ana caddesi bulunmaktadır. Yerel sokaklarda yürüyüş yapmak, en azından alışılmadık ve farklı bir deneyim sunar. Küçük ahşap, geçici köprülerden geçerek ve sayısız köprüyü aşarak dolanmanız gerekir. İlginç olan, bu köprülerin tamirini yerel yönetim ve sakinlerin birlikte üstlenmesidir; bazıları malzeme sağlar, bazıları da evlerinin önündeki köprüyü onarır. Yürüyüş yaparken kolayca bir çıkmaz sokağa sapabilir ya da doğrudan birinin avlusuna girebilirsiniz. Vylkove’de tam olarak adres veya sokaklar yok; sakinler yalnızca hangi tarafta ve hangi ev numarasında olduklarına göre yön buluyorlar. Bu durum, her ne kadar gezinmeyi zorlaştırsa da, küçük bir şehir olduğundan çok da önemli değil.
Su gezintilerine gelince, burada işler biraz farklı. Yerel halk, geniş kanallarda genellikle motorlu teknelerle hareket ediyor. Şehir içinde hız sınırının 20 km/saat olduğunu belirtmek gerekir. Bu tür tekneler sadece halkın üçte birinde bulunuyor, genellikle balıkçılık yapan veya turistleri gezdirenlerin sahip olduğu tekneler. Böyle bir tekne sahibinin anlattığına göre, turistik olmayan dönemlerde yerel halk genellikle balıkçılıkla uğraşıyor. Vylkove’deki her balıkçının hayali, “altın balık” olarak adlandırılabilecek nadir kırmızı listede bulunan mersin balığını yakalamak. Ayrıca, Tuna deltasında oluşmuş sayısız adada kamış topluyorlar, ki bu kamışlar çoğunlukla Avrupa’ya ihraç ediliyor. Turist sezonunda ise, tekne sahipleri şehirdeki huzurlu su yollarında ziyaretçileri gezdiriyor, rehberlik yapıyor ve Vylkove ile Tuna hakkında ilginç hikayeler anlatıyorlar. Dilerseniz kendiniz de kano veya kayak kiralayabilirsiniz.
Ancak Vylkove’ye geldiğinizde, tüm zamanınızı şehirde geçirmeniz gerekmez; etrafta mutlaka ziyaret etmeniz gereken birkaç ilginç yer daha var. Özellikle şehirden yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki bir noktaya, Tuna’nın Karadeniz’e açıldığı kolundan aşağıya doğru bir gezi yapmanızı öneririm. Bu yolculuk sırasında gerçek vahşi doğayı göreceksiniz: pelikan ve kuğu kolonileri gibi pek çok kuş türüyle dolu bir manzara. Ayrıca Tuna’nın ağzına giderken kıyılarda, doğayla tam uyum içinde yaşayan ve şehre neredeyse hiç gitmeyen insanların yaşadığı eski evler görebilirsiniz. Bu insanlar çoğunlukla kamış toplar, balık avlar, üzüm, çilek, hatta nar ve hurma yetiştirirler (son yıllarda iklimin ısınmasıyla bu meyveler burada da iyi yetişmeye başlamıştır). Ürünlerini ise, barter esasına dayalı olarak yerinde çalışan tedarikçilere verirler.
Dunay’ın Karadeniz’e döküldüğü yerde, tatlı suyun tuzlu suyla karışması sonucu su akıntılarıyla sürekli olarak karaya kum birikmektedir. Bu sayede bu alan yavaş yavaş büyümektedir. İşte burada, sembolik bir adla “Sıfır Kilometre” anıtı yer almaktadır. Adanın genişlemesiyle, yerlilerin gururla “en genç kara” veya “Ukrayna’nın başladığı yer” olarak adlandırdığı bu işaret, her yıl denize doğru taşınmaktadır. Yerliler ayrıca bu işaretin yanından geçen bir kişinin tüm olumsuzluklardan arınarak “sıfırlandığını” ve yeni başlangıçlar için ilham bulduğunu söylemektedir.
Dunay Deltası’nın adalar zincirinde bir gezi de bir o kadar ilginç olacaktır; özellikle de doğa ve çevre uzmanlarının el birliğiyle oluşturduğu Ermakiv Adası. Bu ada, özünde benzersiz olup, Tuna Biyosfer Rezervi’nin bir parçasıdır. Burada, doğayla tam bir uyum içinde olma hissini yaşayacak, büyük pelikan kolonilerinden vahşi at ve inek sürülerine kadar birçok farklı kuş ve bitki türünü görebileceksiniz.Eğer gerçekten “ruhunuzu dinlendirmek” ve gürültülü partilerden uzaklaşmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz. Birkaç günlüğüne gelip çevredeki adaları keşfetmek, “Ukrayna Venedik’i” atmosferini hissetmek ve kendinizi doğanın bir parçası gibi hissetmek için burayı ziyaret edebilirsiniz. Ve Dunay kıyısında, kurbağalar ve böceklerin eşlik ettiği romantik akşamlar burada sizi bekliyor.



________________________________
за матеріалами:
автор – Олег Давигора, ресурс: https://www.unian.ua/